Trendun: Profesyonel Hizmet Kaynağı ...

1995 sonbaharında Arjantin

Güncel Durum : Aktif | Kayıtlı Firma Sayısı : 399
13
1995 sonbaharında Arjantin

27 Mart—  Geçtiğimiz hafta da belirtmiş olduğum gibi genelde finansal krizler özelde bankacılık krizleri özellikle gelişmekte olan ülkeleri...


Bu örneklere yakından baktığımızda belki de bugün içinde bulunduğumuz durumla en fazla benzerlik gösteren örneğin 1995 yılı sonbaharında Arjantin’de yaşanan kriz olduğu sonucuna varıyoruz. Bu nedenle, Arjantin örneğini daha yakından incelemekte yarar var.

       Öncelikle kriz öncesi dönemde Arjantin bankacılık sektöründe yaşananları özetlemek gerekiyor. 1980’li yıllar Arjantin ekonomisinin çalkantılardan kurtulamadığı, aylık enflasyonun dahi iki basamaklı düzeylerde olduğu yıllar. Bu çalkantı ve belirsizliğin bankacılık sektöründeki izdüşümü ise bankacılığın asli görevi olan aracılık hizmetlerinde yaşanan daralma olarak kendini gösteriyor.

       Bunun yanı sıra ekonomide yoğun bir dolarizasyon yaşanırken yatırımlar kısa vadenin ötesine geçemiyor. Bu dönemde kamu açıklarının yüksek boyutlarda seyretmesi ve bunun yoğun olarak iç piyasadan finanse edilmesi, özel sektörün bankacılık sektöründen kredi kullanmasını güçleştiriyor. (Bize hiç de yabancı gelmiyor değil mi?)

       

ENFLASYONDA DÜŞÜŞ BAŞLIYOR

       Bu durum, geniş çaplı bir stabilizasyon paketinin yürürlüğe girmesi ve para kurulu uygulamasının başlamasıyla, 1990’lı yıllarla beraber hızla değişmeye başlıyor. Enflasyonun aşağı çekilmesiyle ve ekonomik istikrarın sağlanmaya başlanmasıyla bankacılık sektörü de asli görevi olan aracılık hizmetlerine geri dönüyor.

       Para arzının (M2) milli gelire oranı 1990 yılında yüzde 7 iken 1994 yılında yüzde 19’a çıkıyor. Bankacılık sektörünün özel sektöre açtığı kredi hacminin milli gelire oranı da anılan dönemde yüzde 12’den yüzde 18’e çıkıyor. Yine bu dönemde, bankacılık sektöründe risk yönetimi alanında da önemli gelişmeler sağlanıyor ve bu sayede bankacılık sektörü aşağıda anlatacağım 1995 krizine çok daha sağlam bir bünyeyle girmiş oluyor.

       Bu bağlamda tek istisnayı yüksek kamu açıklarını finanse etme görevinden bir türlü kurtulamayan eyalet bankaları oluşturuyor.

       

YAPISAL HASTALIKLAR DEVAM

       Ancak anılan dönemde bankacılık sektörü bazı yapısal hastalıklarından tam olarak da kurtulamıyor. Hatta bazı sorunlar daha da akutlaşıyor. Örneğin 1990’lı yılların ilk yarısında ekonomideki dolarizasyon durmuyor. Bu dönemde peso cinsi mevduat dört kat artarken, dolar mevduatı altı kat artış gösteriyor.

       Öte yandan, dolar kredilerinde de bir artış yaşanıyor ama bu kredilerin çoğunluğu ticarete konu olmayan mal ve hizmetler üreten firmalara veriliyor. Dolayısıyla sistem, artan bir döviz kuru riski taşımaya başlıyor. Öte yandan, mevduat vadelerinin kısa olması, bankaları bir de vade riski altında bırakıyor.

       

ÜSTÜNE DE MEKSİKA KRİZİ

       İşte bu ortamda Meksika krizi patlak veriyor. Meksika’nın devalüasyona gitmesi ve Latin Amerika ülkelerinde faiz oranlarının hızla artmaya başlaması genelde Arjantin ekonomisini özelde ise ülkenin bankacılık kesimini kriz ortamına sürüklüyor. Kriz, bono ticareti yapan bir yatırım şirketinin iflas etmesiyle panik boyutuna geliyor.

       Bono faizleri yükseliyor, yüksek miktarda bono portföyü taşıyan bankalar çok zor durumda kalıyor. Bankalararası işlemler sekteye uğruyor. Bu dönemde bir yandan ülkeden yoğun bir sermaye çıkışı yaşanırken bir yandan da bankacılık sektörüne olan güvenin sarsılmasıyla yoğun bir mevduat çekilişi yaşanıyor.

       Bu krizi önlemek için hükümet makro bazdaki bazı reformların yanı sıra bankacılık sektörüne özel bazı önemli düzenlemeler de yapıyor. Bankaların mevduat munzam karşılıkları düşürülüyor. Büyük ve sağlıklı bankalar sorunlu bankaların finansmanında kullanılmak üzere bir fon oluşturuyor, buna karşılık munzam karşılıklarında bir miktar daha indirim sağlıyorlar.

       Mevduata kısmi devlet garantisi getiriliyor. Bu önlemlere ek olarak, genel seçimin yapılması ve hükümetin yürütmekte olduğu para ve maliye politikalarına olan güvenin tekrar sağlanmasıyla bankacılık sektörü de 1995 yılının ikinci yarısından itibaren krizden çıkmaya başlıyor.

       

BANKACILIKTA DURUM...

       1995 yılının sonunda mevduat hacmi kriz öncesi dönemdeki düzeyine geri dönüyor. Ancak, ekonominin hızla daralması nedeniyle kredi hacmindeki artış aynı hıza ulaşamıyor. Kredi hacmindeki artışı yavaşlatan etkenlerden biri de bankacılık sektöründe yaşanan konsolidasyon sonrası kredi arzında da bir sıkıntı yaşanması oluyor.

       Sonuçta, ülkedeki finans firmalarının sayısı kriz öncesinde 205 iken bir yıl sonra 160’a iniyor. Milli gelir yüzde 4,5 oranında gerilerken, işsizlik oranı da yüzde 12,5’ten yüzde 18,6’ya sıçrıyor. Bankacılık sektöründe en az etkilenen grup olarak çoğu yabancı sermayeli olan sistemin en büyük 15-20 bankası öne çıkıyor. Diğer bankalar ise uzun süre Merkez Bankası kaynakları sayesinde ayakta kalabiliyorlar.

       Arjantin de 1995 sonbaharında yaşanan kriz böyle özetlenebilir. Türkiye’deki durumla benzerlik ve farkları konusunda yorumu size bırakıyorum.

Ntv

27 Mart—  Geçtiğimiz hafta da belirtmiş olduğum gibi genelde finansal krizler özelde bankacılık krizleri özellikle gelişmekte olan ülkeleri...