Trendun: Profesyonel Hizmet Kaynağı ...

Devlet Bahçeli: Gereksiz acelecilik geleceği zora sokar

Güncel Durum : Aktif | Kayıtlı Firma Sayısı : 31
2
Devlet Bahçeli: Gereksiz acelecilik geleceği zora sokar

Başbakan Yardımcısı’nın “Gereksiz acelecilik ya da atılacak yanlış bir adım, ileriki adımları zora sokar” sözleri, dış yardımın sağl...























“Ekonomik krizin sebepleri, özellikleri ve çıkış yollarından çok felaket senaristliği, ideolojik ve ekonomik bağlara göre farklı siyasi tavır alışlar ve özellikle partimize yönelik planlı ve sinsi yayınlar ortalığı kaplamıştır. Türkiye’de yaşanan birçok krizde bizzat yer alan veya krizden çıkar sağlamaya çalışan çevrelerin, bugün partimizi sağda solda dillerine dolamaya çalışmaları manidardır. Bilinmelidir ki, MHP’nin hiç kimseden koalisyon kültürü öğrenmeye ya da kendisine ülke sorumluluklarının hatırlatılmasına ihtiyacı yoktur. ”





— DEVLET BAHÇELI

MHP Genel Başkanı













       Bahçeli, “Türkiye’de yaşanan birçok krizde bizzat yer alan veya krizden çıkar sağlamaya çalışan çevrelerin, bugün partimizi sağda solda dillerine dolamaya çalışmaları manidardır. Bilinmelidir ki, MHP’nin hiç kimseden koalisyon kültürü öğrenmeye ya da kendisine ülke sorumluluklarının hatırlatılmasına ihtiyacı yoktur” dedi.

       MHP lideri, Türkiye’nin zor bir süreçte bulunduğunu, yaşanan ekonomik krizlerin halkın önemli bir bölümü üzerinde yük oluşturmaya devam ettiğini belirtti. Bu nedenle halkın şikayetlerini dile getirmesi ve kızgınlıklarını ortaya koyması kadar doğal bir reaksiyon olamayacağını kaydeden Bahçeli, “demokratik ve etik duyarlılığı kaybolmamış siyaset yaklaşımlarının millet karşısında ‘boynu kıldan ince’ olma mecburiyeti vardır” diye konuştu.

       

HALKIN MORALİ

       Bahçeli, ardarda yaşanan iki ekonomik krizin yükünü hisseden halkın moralinin bozulup karamsarlığa kapılmamasının çok zor olduğuna işaret etti. Halkın şikayetlerini dile getirmesi, kızgınlığını ortaya koymasının tabii bir reaksiyon olduğunu belirten Bahçeli, “hatta yaşanan bütün sorunların ve sıkıntıların faturasını 57’inci hükümete çıkarması da mümkündür” diye konuştu. Bahçeli, sözlerini şöyle sürdürdü:

       “Kısacası, demokratik ve etik duyarlılığı kaybolmamış siyaset yaklaşımlarının millet karşısında ‘boynu kıldan ince olma’ mecburiyeti vardır. Siyaset kurumu, bu çerçevenin dışında yer alan oyunlar ve kasıtlı yıpratma kampanyaları karşısında dimdik ayakta durmak zorundadır.

       Gerçekten de demokratik rejimlerde, toplumsal talep ve beklentilerine imkanlar ölçüsünde cevap verilmesi kadar, duyarlı olunması da önemlidir. Bizim MHP olarak bu çerçevedeki yaklaşımlarımızı çeşitli vesilelerle ortaya koyduğumuz bilinmektedir.”

       Bütün ülkelerde, toplumsal talep ve beklentilerin karşılanma düzeyinin çeşitli faktörlere bağlı olarak değişiklik gösterdiğine işaret eden Devlet Bahçeli, böyle bir süreçte ülke ekonomisinin kapasitesinden bürokratik mekanizmalara, siyasi ve hukuki düzenden sosyal yapıya kadar birçok faktörün rol oynadığını ifade etti.

       

“TEK SORUMLU SİYASİLER DEĞİL”

       Bahçeli, siyasi sistemin sorunlara çözüm üretme ve talepleri karşılama seviyesinin, bütün bunların yanında iki önemli konu ile de yakından ilgili olduğunu belirterek, “birincisini toplumsal sorunların ulaştığı boyutlar, yani sorunların nitelikleri oluşturur. İkinci husus ise sorunları çözümü için gerekli olan imkan ve şartların hazırlanma ve kullanılma biçimini ifade eder” görüşünü dile getirdi. Bütün faktörlerin birbiriyle doğrudan ilişkili olduğuna dikkati çeken MHP lideri, bunların, bütünün oluşturduğu ortam ve yapının toplumların sorun çözme ve politika üretme kabiliyetinin ve kültürünün temel özelliklerini yansıttığı söyledi. Bahçeli, şöyle konuştu:

       “Türkiye’ye bu manada bir kuş bakışı, bizleri hiç şüphesiz sancılı bir manzara ile yüzyüze bırakacaktır. Meseleye tarihi arka planı açısından yaklaştığımızda, yüzyılı aşan sorun ve şikayetlerle yine yüzyılı aşan bir süredir tartışılan ve eleştirilen kurumsal yapılanma ve alışkanlıklarla karşılaşmamak mümkün değildir.

       Bu durumun sorumluları arasında partilerin ve siyasetçilerin konumu ve rolü çok önemlidir. Ama hiçbir zaman tablonun tek sorumlusu değillerdir.”

       Sorunların çözümünde kurumların ve kuralların kalitesinin de çok önemli olduğuna işaret eden Devlet Bahçeli, ancak kurum ve kuralların değişerek iyileşmesinin tek başına çözüm getirmeyeceğini bildirdi. Türkiye’de, özellikle anayasa ve siyasi rejim tartışmalarında bu genel anlayışın izlerini görmenin mümkün olduğunu belirten Bahçeli, “kurum ve kuralların değişmesinin kafalar değişmediği sürece çok fazla bir öneme sahip olmadığı genellikle gözardı edilmektedir” görüşünü savundu.

       

SIKINLTILI SÜREÇ

        Bugün ülke ve millet olarak yaşanan sıkıntılar karşısında takınılan tavırlarda da benzeri bir yaklaşımın hakim olduğunu ileri süren Bahçeli, “bu anlayışlar, yerini daha serinkanlı ve çok yönlü samimi yaklaşımlara bırakmadığı sürece de mevcut yapının dönüşümü ve sorunların çözümü sıkıntılı bir süreç olmaya devam edecektir” dedi.

       Milletvekillerine, “huzurlarınızda bütün bunlara temas etmemin bazı önemli sebepleri bulunmaktadır” diye seslenen Bahçeli, şöyle devam etti:

       “Türkiye, başta siyasetçiler olmak üzere, her mesleki kategori, her sosyal grup içinde yer alanların kendi konum ve rollerini tespit ve icra etme konusunda ortak bir açmaz ile karşı karşıyadır. Bu açmazın özünde ise herkesin kendi işinin en iyisini yapma, kendi mesleğini en iyi şekilde icra etme mecburiyetine sürekli olarak ikincil bir önem atfetme alışkanlığı yer almaktadır. Diğer bir deyişle, toplumsal gruplar ile farklı meslek sahipleri genellikle kendi görev sorumluluklarından daha çok başkalarının alanlarıyla ilgilenmektedir.”

       Siyaset kurumu ve sürecinin bu durumun çok önemli bir istisnasını oluşturduğunu belirten Bahçeli, toplumun gözü önünde cereyan etmesi nedeniyle siyaset kurumu ve işleyişi üzerinde siyasetçilerin dışındaki unsurların söz söyleme hakkının varlığının tartışma götürmez bir gerçek olduğunu söyledi.

       

“SORUMLULUK KÜLTÜRÜ”

        Bahçeli, şu görüşleri dile getirdi: “Buna rağmen ülkemizde yeterince tartışılmayan ve hayatiyet kazanamamış olan temel hususlardan biri, sorumluluk kültürüdür. Her vatandaşın, her meslek grubunun ve tabii ki siyasetçinin hem ait olduğu sosyal kategoriye hem de toplumun bütününe ilişkin bir sorumluluk bilincine sahip olması gerekmektedir. Milli, mesleki ve sosyal alanlara ilişkin olarak ortaya çıkan ve paylaşılan ilke ve değerlere sahip olmayan bir ülkenin mesafe alması çok zordur.

       Çağın bir gereği olan katılımcı demokrasinin ahlaki standartları yüksek bir işleyişe sahip olması, herşeyden önce sorumluluk kültünün zenginliğine ve pekişme düzeyine bağlıdır. Günümüzde siyaset kurumunun ve siyasetçilerin sürekli şikayet konusu edilmesinde yapılan üslup ve yöntem yanlışlıkları da dahil olmak üzere, temel siyasi problemin bu noktada düğümlendiği görülmektedir.”




















“Üllkemizde siyasete en çok müdahil olan ve hatta taraf olan, ama aynı zamanda en çok tartışılıp eleştirilen kurumlardan biri de şüphesiz medyadır. Buna rağmen medya etiğinin gelişip kurumsallaşması bir türlü mümkün olamamaktadır.”





















       

MEDYANIN DURUMU

       Başbakan Yardımcısı Bahçeli, medyanın durumunun da bundan farklı olmadığını savunarak “ülkemizde siyasete en çok müdahil olan ve hatta taraf olan, ama aynı zamanda en çok tartışılıp eleştirilen kurumlardan biri de şüphesiz medyadır. Buna rağmen medya etiğinin gelişip kurumsallaşması bir türlü mümkün olamamaktadır” dedi.

       Başta siyasiler olmak üzere, her kişi ve kurumun ülke meselesine öncelikle çok yönlü ve sorumluluk ahlakı penceresinden bakmak durumunda olduğunu vurgulayan Bahçeli, kuralların değişmesini beklemenin sorunların ve usulsüzlüklerin en azından bir kısmının ertelenmesi anlamına geleceğini bildirdi. “Bunun için kişisel, mesleki ve toplumsal sorumluluk üçgenini geliştirip hayatın bir parçası haline getirmek büyük önem arzetmektedir” diyen Bahçeli, eleştiri hakkının gerçek manada meşru ve etkin olabilmesinin yanında doğru çözüm yollarının bulunabilmesinin de buna bağlı olduğunu belirtti.

       

“PARTİMİZE YÖNELİK SİNSİ YAYINLAR”

        Dile getirdiği hususların öneminin bir ayı aşkın süredir yaşanan ekonomik kriz ortamının bu çerçevede bir analizi yapıldığında görülebileceğini bildiren Bahçeli, “zannediyorum bu süreç ve ortamda sorumluluk kültürünün ne kadar çarpık ve zayıf olduğu bir kez daha anlaşılmış bulunmaktadır” diye konuştu. Bahçeli, şu görüşleri dile getirdi:

       “Ekonomik krizin sebepleri, özellikleri ve çıkış yollarından çok felaket senaristliği, ideolojik ve ekonomik bağlara göre farklı siyasi tavır alışlar ve özellikle partimize yönelik planlı ve sinsi yayınlar ortalığı kaplamıştır. Türkiye’de yaşanan birçok krizde bizzat yer alan veya krizden çıkar sağlamaya çalışan çevrelerin, bugün partimizi sağda solda dillerine dolamaya çalışmaları manidardır. Bilinmelidir ki, MHP’nin hiç kimseden koalisyon kültürü öğrenmeye ya da kendisine ülke sorumluluklarının hatırlatılmasına ihtiyacı yoktur. Milliyetçi Hareket, bu zamana kadar ülke ve millet sevgisinin sayısız örneklerini ortaya koymuş, tutarlı ve seviyeli bir siyaset anlayışının gelişip yerleşmesi için özel bir gayret sarfetmiş bir partidir.

       Aslında bütün bunları yok sayarak değerlendirme yapanların neye ve kime hizmet ettikleri belli değildir. Fakat ülkeye ve demokrasiye hizmet etmedikleri, yeterince açık ve dürüst olmadıkları kesindir.”

       

MALİ SİSTEMDEKİ SORUNLAR

       MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, duyarlı siyaset anlayışının, sorumluluktan da sorunlardan da kaçmayan bir anlayış olduğunu belirterek, “ama bunun iktidar koltuklarına yapışıp kalmakla hiçbir ilgisi yoktur” dedi. Bahçeli, yaşanan ekonomik krize değinerek, ülkenin içinde bulunduğu “ağır şartlara ve dış dinamiklerin elverişsizliğine rağmen” uygulanan programın, Şubat krizinin ardından ekonomik programın başlangıçtaki temel araçları ve amaçları bakımından sürdürülmesinin imkansız hale geldiğini söyledi.

       Devlet Bahçeli, “özellikle mali sistemde var olan bazı sorunlar ekonomik programın hayatiyetini olumsuz yönde etkilemiş, Türkiye’nin birçok alanda birden yürütmek zorunda olduğu mücadelenin ağırlığını taşımakta zorlanmıştır” dedi.

       Yaşanan fiili durumda ekonomi dengelerinin yeniden kurulması, ekonomi yönetiminin yeni bir yapıya kavuşturulması, ekonomik mücadele yöntemlerinin sorunlar ışığında yeniden kurgulanmasının gündeme geldiğini anlatan Bahçeli, “yaşadığımız kritik süreçte hataların ve eksikliklerin çok iyi tespit edilip tartışılması kadar, soğukkanlılığımızı kaybetmeme, yani sorunları ve ihtiyaçları sağlıklı bir şekilde değerlendirme mecburiyetimiz vardır” diye konuştu.

       

“KOLTUKLARA YAPIŞIP KALMAK”

        Bahçeli, şunları kaydetti:

       “Biliyor ve inanıyoruz ki, duyarlı siyaset anlayışı, sorumluluktan da sorunlardan da kaçmayan bir anlayıştır. Ama bunun iktidar koltuklarına yapışıp kalmakla hiçbir ilgisi yoktur. Önemli ve gerekli olan, doğru zamanda doğru kararları verip, uygulayabilmektir. Bugün sadece hükümetin değil, Türkiye’nin önündeki en öncelikli mesele, ekonomik krizin soğutulması çalışmalarını titizlikle sürdürmek, daha sonra da ekonomik büyümenin dinamiklerini harekete geçirmek ve makro ekonomik istikrarı temin etmektir. İşte son bir aydır yapılmak istenenler bu amacın hayata geçirilmeye çalışılmasıdır.”

       

YENİDEN İNŞA

        Devlet Bahçeli, ekonomik gelişmenin istikrara kavuşması için krizin bir an önce aşılması gerektiğini belirterek, “57. hükümetin bu noktadaki temel tercihi, yaşanılan olumsuz şartların ve belirsizliğin zorlama yollar yerine tabii yöntemlerle ve rasyonel araçlarla ortadan kaldırılması yönündedir” dedi.

       Yeniden inşa çalışmaları devam eden ekonomik programın tam olarak şekillenip açıklanmasının biraz uzamasının temelinde bu nedenin yattığını anlatan Bahçeli, şöyle konuştu:

       “Bir diğer sebebini de, Türkiye’nin kronik sorunu olan mali kaynak ihtiyacının karşılanması meselesi oluşturmaktadır. Takdir edileceği üzere, gereksiz bir aceleciliğin ya da atılacak yanlış bir adımın, daha ileri adımları zora sokma riski bulunmaktadır. Bu sebeple titiz ve özenli davranma mecburiyetini farklı bir şekilde değerlendirmekten kaçınmak lazımdır.

       Bugün Meclis’imize ve hükümetimize, Türk insanını içine sıkıştığı cendereden kurtarmak için, geçiş dönemini en sağlıklı biçimde atlatabilmek görevi düşmektedir. Bunun hemen ardından da yatırım ve üretim seferberliğini başarmak görevi gelmektedir. Çünkü istikrar içerisinde yatırım ve üretim yapamayan, yeni istihdam yaratamayan bir ekonominin sağlığına tam olarak kavuşması, toplumsal refaha ve mutluluğa ciddi katkılar sağlaması mümkün değildir.”

       

“İYİLEŞTİRMEK MÜMKÜNDÜR”

        Devlet Bahçeli, Türkiye’nin 21. Yüzyıl’daki konumu bakımından stratejik öneme sahip olan 1990’lı yılların “heba olduğunu” ifade ederek, yeni bir on yılın daha boşa harcanmaması için ülke ve millet olarak mücadelenin kararlılıkla sürdürülmesinin şart olduğunu söyledi.

       Bütün zorluklara rağmen ülkenin önünde büyük bir fırsat ve güzel bir gelecek bulunduğunu anlatan Bahçeli, bu fırsatı çok iyi değerlendirerek, ekonomik istikrarın yeniden sağlanması ve milletin sarsılan güveninin yeniden güçlendirmenin mümkün olduğunu kaydetti. Bahçeli, şöyle konuştu:

       “Bu bağlamda Meclisimize, özellikle de milletvekili arkadaşlarımazı büyük görev ve sorumluluklar düşmektedir. Böyle dönemlerde Meclis’in ve partilerin ortaya koyacağı çalışma temposunun milletimiz tarafından takdir edileceğini unutmamak lazımdır. Kendimize, milletimize ve ülkemize güvenerek, milli sorumluluk bilinciyle hareket ederek önce yaralarımızı sarmak ve daha sonra da iyileştirmek mümkündür.

       Bunun dışındaki yaklaşım ve arayışlar çıkar kavgası yapmaktan, siyaseti gayri tabii yollarla dizayn etmeye çalışmaktan ya da panik psikolojisinden kurtulamamaktan başka bir anlama gelmeyecektir. Buna da hiçkimsenin hakkı yoktur.”




















“AB ve Türkiye arasındaki ilişki, sıradan bir tam üyelik ilişkisi değildir. Bu süreci her şeyden önce çok boyutlu ve tarihi bir birlikteliğin inşa süreci olarak görmek gerekmektedir. Doğu ile Batı’nın kucaklaşmasına vesile olacak, bölgesel ve küresel istikrara katkı sağlayacak bir buluşma olarak değerlendirilmelidir. Avrupalı muhataplarımızın meseleye böyle yaklaşmanın önemini kavramaları durumunda sıkıntıların daha kolay aşılacağına şüphe bulunmamaktadır.”





















       

“AB İLE İLİŞKİMİZ SIRADAN DEĞİL”

       MHP Genel Başkanı Bahçeli, Türkiye-Avrupa Birliği (AB) arasında “nispeten daha somut gelişmeler” olduğunu ifade ederek, “AB-Türkiye arasındaki ilişki, sıradan bir tam üyelik ilişkisi değildir” dedi.

       Bahçeli, grup toplantısında yaptığı konuşmanın son bölümünde, Türkiye-AB ilişkileri konusunda değerlendirmelerde bulundu.

       Türkiye-AB ilişkilerinin, son bir yılda önceki dönemlere göre yeni bir boyut kazandığını belirten Bahçeli, Katılım Ortaklığı Belgesi’nin yayınlanmış olmasının, bunun bir delili olduğunu kaydetti. Bahçeli, “bize göre, ilişkilerimizin nispeten belirgin bir zemine kavuşmuş olması, tam olarak arzu edilen bir düzeyde bulunduğu anlamına da gelmemektedir” dedi.

       Devlet Bahçeli, AB bünyesinde tarihsel önyargıların izlerinin göze çarptığını, Türkiye karşıtlarının etkinliğini hissettirdiğini, Türkiye’nin üyeliğine karşı çıkanların yanında, Türk milletini incitmeye çalışanların varlığına tanık olunduğunu söyledi.

       

DOĞU-BATI KUCAKLAŞMASI

       Bahçeli, şöyle konuştu:

       “AB ve Türkiye arasındaki ilişki, sıradan bir tam üyelik ilişkisi değildir. Bu süreci her şeyden önce çok boyutlu ve tarihi bir birlikteliğin inşa süreci olarak görmek gerekmektedir. Doğu ile Batı’nın kucaklaşmasına vesile olacak, bölgesel ve küresel istikrara katkı sağlayacak bir buluşma olarak değerlendirilmelidir. Avrupalı muhataplarımızın meseleye böyle yaklaşmanın önemini kavramaları durumunda sıkıntıların daha kolay aşılacağına şüphe bulunmamaktadır.”

       Bahçeli, Türkiye’nin her zaman kendi milli çıkar ve hassasiyetlerini dikkate almanın yanında uluslararası sorumluluklarının da idraki içinde davranmasını bilen bir ülke olduğunu belirterek, Avrupalı muhataplarının da meselelere kendisi gibi samimi ve açık yaklaşmasını beklediğini söyledi.

       

“MARJİNAL GRUPLARIN TESİRİ”

       Devlet Bahçeli, şöyle konuştu:

       “Türkiye’nin tam üyeliğine dair bir tercihin, ilişkinin her iki tarafı açısından da zor bir tercih olduğu doğrudur. Dolayısıyla böyle bir tercihin sağlıklı sonuçlar vermesinin meseleye yaklaşım biçimlerinin derinliğine bağlı olarak gelişeceği kesindir.

       Bu zamana kadar Türkiye’ye karşı yükümlülüklerini yerine getirmekte isteksiz davranan Avrupa yönetiminin kendi hesabını çok iyi yapma ve meseleye marjinal grupların tesirinde kalmadan yaklaşma zorunluluğu bulunmaktadır.”

       

UP: NİYET VE FAALİYET BELGESİ

       Bahçeli, açıklanan Ulusal Program’ın sadece Türkiye’nin AB’ye katılım isteği ve çabalarının bir güzergahı değil, aynı zamanda siyasi, hukuki ve ekonomik yapısını daha modern bir niteliğe kavuşturmanın adımlarını ifade ettiğini kaydetti. Devlet Bahçeli, “bu belge, Türk Milleti’nin ve devletinin 21. Yüzyıl’da ihtiyaç duyduğu yeni hukuki ve kurumsal tedbirlerin ve dönüşümlerin ayrıntılı bir dökümü mahiyetine sahiptir” diye konuştu. Ulusal Program’ın çağın ve ülkenin ihtiyaçları gözetilerek hazırlanmış bir niyet ve faaliyet belgesi olduğunu anlatan Bahçeli, milli birlik ve dirliğin korunması hassasiyetlerinin sergilendiği bir uzlaşma metni olduğunu söyledi.

       Bahçeli, Türkiye’nin, Avrupalı muhataplarının da bu milli hassasiyetleri gözardı etmeden üzerlerine düşeni kararlılıkla yerine getirmesini beklediğini ifade ederek, bu çerçevede gösterilecek çaba ve titizliğinin, AB yönetiminin Türkiye karşısındaki gerçek düşüncelerinin “test edileceği bir alan” olacağını kaydetti.

       

Ntv

Başbakan Yardımcısı’nın “Gereksiz acelecilik ya da atılacak yanlış bir adım, ileriki adımları zora sokar” sözleri, dış yardımın sağl...