Trendun: Profesyonel Hizmet Kaynağı ...

DİZİ 5- 97 vaatleri yolda kaldı

Güncel Durum : Aktif | Kayıtlı Firma Sayısı : 229
25
DİZİ 5- 97 vaatleri yolda kaldı

Eğitim, sağlık, asayiş ve göçmen politikalarında yapılanlar, yapılmayanlar......




       Tony Blair’in 1997 yılı seçimi öncesi yürüttüğü kampanyada unutulmaz sloganı şöyleydi : Eğitim.. Eğitim.. Eğitim..

       İktidara geldiklerinde, işe nereden başlayacakları konusunda, hiçbir kuşkuya yer bırakmadan sürekli olarak bunu tekrarlıyordu. “Ülkenin bugününden çok, geleceğini düşünüyor”du, Blair ve geleceğin de ancak bugünün çocuklarını ve gençlerini iyi eğitmekten geçtiğini vurguluyordu.

       Bu alanda çok yatırım yapacak, müçteden cömert fonlar ayıracak ve ilk fırsatta, 6 - 7 yaş kuşağındaki çocukların okuduğu sınıfların mevcudunu 30 kişinin altına indirecekti.

       Eğitime ayrılan fonların Muhafazakar iktidarlar sırasında nasıl kısıldığını ve özel okullara öncelik verilerek devlet okullarının, nasıl önemli imkanlardan yoksun bırakıldığını anlatıyor ve her gittiği yerde bunun altını çiziyordu.

        Dört yıllık iktidarı sırasında Eğitim Bakanı David Blunkett de her gittiği yerde bu konuya vurgu yapıyor ve 2002 yılı olarak verilen zaman sınırını, 2001 olarak düzeltiyordu. Geriye dönüp baktığımızda, İşçi Partisi iktidarının (pek çok diğer vaatte olduğu gibi burada da) “bardağın yarısı dolu” bir tablo çizdiğini görüyoruz. Çünkü, belirtilen kuşaktaki çocukların sınıflarında nüfusu 30’un üzerinde olanlar 36,000 kişiye düşmüş görünüyor. Bu rakam, 1998 yılında ise 485,000’di. Yani, hedefe tam olarak ulaşılamamış olsa ve verilen söz yüzde 100 tutulmamış olsa da, hayli mesafe katedildiği anlaşılıyor.

       Ama öte yandan, ortaokul sınıf nüfuslarındaki artış, bu alanda sağlanan görece başarıyı da gölgeliyor. Üstelik ortaokul düzeyinde sınıf/öğrenci nüfusu oranları son 25 yılın en kötü düzeyine çıkmış durumda.

       Yüksek öğrenime bakıldığında ise , yine “Yeni” İşçi Partisi’nin pek de yüzünü ağartmayacak bir manzara ile karşılaşıyoruz. Burada da, muhalefette iken “Yüksek öğrenim parasız olmalıdır ve özelleştirilmemelidir” diyen Tony Blair ile partisi, iktidara gelir gelmez, üniversite öğrencilerinden yıllık 1000 Sterlin öğrenim harcı almaya başladı. Üstelik, İskoçya’da bu durum tam tersi iken, yani yasal düzenlemeleri farklı olan İskoç üniversitelerinde öğrenciler parasız okurken. Hele ki, İskoç üniversitelerinde okuyan İngiliz öğrencilerin de para vermeleri zorunlu iken, Blair’in bu kesimden fazlaca övgü aldığı pek söylenemez.

       Tüm düzeylerde okulların öğretmen açığı ve öğretmenlerin çalışma koşulları konusunda da İşçi Partisi iktidarının karnesi hayli zayıf. Geçen birkaç ay içinde (seçime yaklaşılırken), öğretmenlerin bazılarının maaşlarına zam yapılması da bu karneye fazla olumlu etki yapmazken, öğretmenlerin “başarıya göre maaş baremine bağlanması” (Performance Related Pay) sistemi de Eğitim Bakanı’nın her gittiği yerde öğretmen sendikalarınca yuhalanmasına neden oluyor.

       

SAĞLIK

       Ulusal Sağlık Hizmeti sisteminde (NHS - National Health Service) , kısmi özelleştirme sonucu yaşanan facia, muhalefetteki İşçi Partisi’nin yıllar boyunca Thatcher - Major hükümetlerini topa tuttuğu bir konuydu. Blair’in önde gelen vaatlerinden biri de sağlık sistemine büyük kamu yatırımları ve ara enjeksiyonu yoluyla hem personel açığını kapatmak, hem de hastanelerde tedavi ve ameliyat için bekleme sürelerini düşürmekti.

       Geri dönüp bakıldığında, bu vaadin de yerine tam olarak getirildiğini söylemek güç. Tam tersine, bazı bölgelere yapılan orantısız yatırımlar, doktor ve hemşire mevcutları ile yatak kapasitesinin bir türlü iyileştirilememesi nedeniyle “Postcode Lottery” olarak tanımlanan, ve eğer şanslı bir bölgede yaşıyorsanız, karlı çıkacağınız bir durum oluştu. NHS’in özelleştirilmesini “geri döndürme” vaadi bir yana, daha da karmaşık hale getiren politikalar ile Blair hükümeti, bekleme sürelerini bazı yörelerde azaltmasına karşılık, bazı bölgelerde daha da vahim hale getirmeyi “başarmış” görünüyor. Üstelik, kamu bütçesinden defalarca yapılan 50’er, 100’er milyon Sterlinlik ek harcamalara rağmen. Bazı hastanelerin ve tek tek doktorların adınının karıştığı ve sağlık sistemindeki merkezi denetimsizlikten kaynaklanan skandallar da İşçi Partisi’nin, 4 yıl boyunca yüzünü kızartan unsurlardı.

       Yani, kısacası Muhafazakarlardan bu konuda da “enkaz devralan” Blair, 4 yıl boyunca bu enkazın altında debelenip durdu.

       

ASAYİŞ

       Kanun ve nizam hakimiyeti, ya da İngilizce deyim ile “Law and Order”, İngiliz toplumunun vazgeçemediği bir konuşma mevzuudur. Sokaklarda daha fazla polis görmek ve giderek daha fazla suça boğulduğuna inanılan büyük kentlerde bu trendi aşağıya çekmek, her seçimde önemli tartışma başlıklarını oluşturur. Bu konuda çok hassas olan Muhafazakarların döneminde bile polis sayılarının (kamu yatırımlarındaki kısıntı nedeniyle) azalması, Blair’i bunu da vaatlerinin ilk sıralarına almasına sevketmişti. Blair ve İçişleri Bakanı Jack Straw’ın başlıca sloganı “Hem suça, hem de suçun nedenlerine karşı sert tavır alacağız, savaş açacağız” şeklindeydi.

       Çetelerle , uyuşturucu kaçakçıları ve kara para trafiği ile mücadele önemli öncelikler arasındaydı. Bu alanda da önemli operasyonlar gerçekleşti ve aşama kaydedildi.

       Halk arasında “Bobby On The Beat” adı verilen sokak devriyesi polis memurlarının sayısında artış sağlama vaadini, ilk 2 yıl içindeki sıkı bütçe politikaları nedeniyle yerine getiremediğini kendi de kabul eden Blair, bu alanda da kısmi bir iyileşme sağlayabildi. İngiltere ve Galler Bölgesi toplamında binde 4’lük bir iyileşme sağlayabilen İktidar Partisi, bunu da “ikinci dönem takviye etmeyi” vaadederek, “bardağın büyük bir kısmının hala boş” olduğunu itiraf ediyor.

       Polis teşkilatında birbiri ardısıra patlak veren ve etnik kökenli polis memurlarına karşı “kurumsal bir ırkçılık akımı” olduğunu ortaya koyan skandallar da, Blair iktidarının “daha fazla etnik kökenli polis istihdam edeceğiz” yollu vaatlerine, sadece bir gülümsemeyle karşılık verilmesine yolaçıyor.

       Bunların sonucunda da istatistikler, genel suç oranlarında görece düşüş yaşandığını ancak “şiddete dayalı” (violent) suç oranlarında ise artış görüldüğünü ortaya koyuyor.

       

GÖÇMEN POLİTİKALARI

       İşçi Partisi iktidarı ile Muhafazakar ana muhalefet arasındaki en şiddetli çekişmelerden birini de 4 yıl boyunca iltica trafiği oluşturdu. Türkiye, Akdeniz ve Orta Avrupa üzerinden Batı Avrupa’ya geçen ve en çok İngiltere’yi hedef alan yasadışığı göçmen trafiği, İşçi Partisi’nin adeta kabusu oldu. Bu göçmenlerin ne yapılacağı, bu göçün nasıl önleneceği, haklı siyasi iltica taleplerinin nasıl önüne geçileceği, ekonomik göçmenlerin nasıl durdurulacağı konusunda adeta çaresiz kalan Blair hükümeti ve İçişleri bakanı Jack Straw, gaf üstüne gaf yaparak 4 yılı geçirdiler.

       Göçmenlerin, diğer bazı Avrupa ülkelerindeki gibi “toplama kamplarına hapsedilip, iyice elekten geçirilip, kabul edilmeyenlerin de derhal kapı dışarı edilmesini” savunan Muhafazakarlar, 4 yıllık Blair iktidarının, İngiltere’yi “Avrupa’nın yumuşak karnı” haline getirdiğini savundular ve bu seçimde de, bunun üzerine şiddetle gidiyorlar.

       Blair ise, hala somut olarak ne yapacağını bilemez halde, giderek artan göçmen trafiğini sadece seyretmekle yetiniyor.

       Yarın : Sonuç ve 4 yılın karnesi....

       

       

       

Ntv

Eğitim, sağlık, asayiş ve göçmen politikalarında yapılanlar, yapılmayanlar......