Trendun: Profesyonel Hizmet Kaynağı ...

Galatasaray Silindir Gibi...

Güncel Durum : Aktif | Kayıtlı Firma Sayısı : 889
171
Galatasaray Silindir Gibi...

13 Ekim—  İş çıkışı keyifli bir Ekim, keyifli bir Cuma akşamı kıpırtıları vardı içimde. Yolda giderken “Hoca olarak çok genç sayılabi...


İstanbul’un çeşitli yerlerinden gün boyunca yoğun biçimde fakat hızla geçen yağmur bulutları Mecdiyeköy’e pek uğramadığından ve biraz da lige verilen aranın çoğalttığı futbol özleminden olsa gerek tribünler bir iş günü için oldukça kalabalıktı. Galatasaray’ın Şampiyonlar Liginde geçen sene giydiği formaya benzer biçimde gri renkleri hakim bir formayla sahaya çıkan ekip İzmir’in sarı kırmızılı takımı Göztepe’ydi.

       Hoca stresi, yönetim stresi, kadro stresi, ŞL’nde kötü sonuç stresi, sakatlıklar stresi olmayan, kısacası borçları da saymazsak “gri”likten uzak Galatasaray ise yine bembeyaz bir formayla dizilmişti sahaya.

       

       Çarşamba akşamından beri milletçe sürekli sarı lacivert tonlarda hakem serzenişleri duyup, okuduğumuzdan mıdır nedir (ki o tutum da başlı başına bir yazı konusudur) ofisten çıkmadan bu maçın hakeminin kim olduğunu da önceden bilmek gibi bir merakım olmuştu. Adını soyadını gazeteden okumuştum ama daha sonra hatırlayamayacağım kadar genç ve yeni bir hakem sahadaydı işte ve maçın başlama düdüğünü çalmıştı bile.

       Şöyle bir dizilişlere bakayım diyordum ki santra vuruşuyla gelen ilk Göztepe atağını ceza sahası önünde Vedat kesti ve sürmeye başladı topu. Yanımdaki adam sanki bir şeyleri kaçıracağını sezmişti ve önümüzdekilere “otur kardeşim, maç başladı” diye sesleniyordu. (Haketen otursana be kardeşim, Vedat 3. Göztepe’liyi de geçti bak! ) İçimden “yeter artık Vedat, ver şu topu” der gibi olduğum anda o rakip ceza sahasına doğru tam ortadan yol almıştı bile. Daha maçın başında bu kadar inat, akla mantığa sığar mı diyerek neredeyse daha ilk dakikalardan yıllardır top yekun Galatasaray tribünlerine yer etmiş olan “uğursuz Vedat” önyargımızı çıkartıp yanı başımıza koyacaktık ki işte o anda Vedat yaradana sığınıp şutunu çekti. Hem de ne şut! Top Göztepe ağlarındaydı...

       Oysa daha yeni oturmuştuk.. “Kalk kardeşim, kalk. Bu gol ayakta alkışlanır!!!” Skor tabelasına baktım; kaçıncı saniyeyi yazacak diye ama “dakika 1” yazılmıştı teknoloji çaresizliğinden.

       

       Sağda, solda “ligin en erken golü rekoru” söylemleriyle Vedat konuşuluyordu. O zaten en kritik maçlarda bile manken edalı yürüyüşünden ödün vermemiş (!) birisiydi, böylesine nefis bir golden sonra Mondragon yerine bu kez Kerem’in koruduğu kale önündeki görev yerine doğru yürüyüşünü gerçekten görmeliydiniz. “Ehh! Hakkıdır” dedik içimizden. Mesela Hagi’yi hatırlatan bu gol gerçekten Hagi’nin ayağından çıkmış olsaydı avazımız çıktığı kadar “I LOVE YOU” diye bağırılmayacak mıydı?

       

       O arada bir uzun topla sol taç çizgisi önünde Arif buluştu ve ne yaptı, nasıl yaptıysa çizgi üstünde rakibini ekarte etti. Güzel bir pasla Serkan’ı topla buluşturdu. Serkan’ın ceza sahasına girerken kaleye gönderdiği şut 2. GS golü olduğunda dakika kaçtı biliyor musunuz? Sadece 4. Bulunduğum yerden Rıza Çalımbay’ın yüzü gözükmüyordu ama sağolsun onu gülerken hemen hemen hiç hatırlayamadığım için o anki ifadesini de tahmin etmek zor olmadı.

       

       Göztepe şaşkın, Galatsaray coşkundu. Belli ki bu maç bol gollü geçecekti. Serkan’ın yanında bir forvet daha vardı; esmer tenli, sarı saçlı... “Yine mi bir yabancı alındı da haberimiz olmadı” diye düşünüyordum ki meğer Jay Jay Okacha’yı andıran o ilginç saç stilli kişi bildiğimiz Ümit Karan’mış.

       

       Zor bir maç ilk 4 dakikada “kolay” maça dönüşür mü? Dönüşebilir elbet ama Rıza’nın ciddiyetini almış bir takıma karşı oynuyorsan o kadar da kolay olmaz o iş. Nitekim Göztepe sanki o şok golleri yiyen takım değilmiş gibi takır takır futbol oynamaya başladı. Bu pozitif futbolun meyvesini de ilk yarı bitmeden kazandıkları ve gole çevirdikleri penaltıyla aldılar. Sonra da beraberlik golü için GS kalesini çok zorladılar.

       Neden olmadı derseniz? İyi çalışan bir makine gibiydiler ama beyin ya da diğerlerinden daha fazla ışıldayan bir dişlileri yoktu sanki. Görev adamları lidersiz ve yaratıcılıktan yoksun olmanın sıkıntısını çekiyorlardı. Bu dakikalarda Galatasaray da sıkıntılıydı çünkü parlayan Arif ve Serkan’ın, ikinci yarıda iyice açılan Perez’in yanına bir yaratıcı beyin gerekiyordu. O işi de Lucescu çözdü.

       Ümit Karan’ın yerine Sergen’i aldı. Suat’ın yerine de Hasan Şaş’ı. Suat tribünlere el sallayarak çıkarken Ümit, bozularak ve koşarak terketti sahayı. Belli ki Serkan bu “devam” kararında Ümit’e tercih edilmekten pek hoşnuttu ve Galatasaray’a geldiğinden beri en etkili topunu oynamaya başladı. Artık sahada sadece Galatasaray vardı.

       Sağdan Perez’le ve Sergen’le, soldan Hasan’la bindirmeler yapıyor ısrarla 3. golü kovalıyordu. Çalışkan Arif, Sergen’in bencil davranmadığı bir pozisyonda fırsatçılığını gösterdi ve aranan golü atmış oldu. Sonra bir tane de Serkan attı.

       

       Skor 4-1 olmuştu ama Galatasaray bu skorun üstüne yatmaya çalışmadı. Hızlı oyun anlayışına rakibinin de ayak uydurmasıyla sahada adeta futbol şov vardı. Seyredenler bu tempolu oyunun tadına doyamadılar. Bize göre attığı 2 golün dışında Tanju Çolak’ı hatırlatan 3 kafa vuruşu, bir de Jardel’in fırsatçılığını hatırlatan ve son anda kaleciye takılan nefis topuk vuruşu ile Serkan bu zevkli maçın kahramanı oldu. Son dakikalarda yine güzel bir kafa vuruşuyla attığı 5. gol için hakem ofsayt vererek adeta “Yeter gayrı” diyordu. “Yeter çünkü 5 gün sonra Nantes burada olacak. Hırsınızı, gücünüzü, kollektivitenizi biraz da Fransızlara saklayın.”

Ntv

13 Ekim—  İş çıkışı keyifli bir Ekim, keyifli bir Cuma akşamı kıpırtıları vardı içimde. Yolda giderken “Hoca olarak çok genç sayılabi...