Trendun: Profesyonel Hizmet Kaynağı ...

Gümrük Birliğini yeniden tartışmak

Güncel Durum : Aktif | Kayıtlı Firma Sayısı : 398
35
Gümrük Birliğini yeniden tartışmak

AB ile Gümrük Birliği’ni aslında hiç tartışmadık. Ne 1970’lerde “Onlar Ortak, Biz Pazar” derken, ne de 1990’lı yılların ikinci yarısında. 2000’li yıll...


Destekleyenler, Türkiye’nin AB ile ilişkilerinin tam üyelik rayına oturtulabilmesi için Gümrük Birliği’nin süreç içinde kaçınılmaz bir aşama olduğunu vurguluyorlar, köstekleyiciler ise, çoğunlukla farklı çıkar algılamaları ile, Gümrük Birliği’nin zararlarından bahsederken, AB’nin nasıl olsa bizi almayacağının altını çiziyorlardı.

       Bu tartışma bir ara öylesine eğlenceli bir hal almıştı ki; nice ekonomi profesörlerimiz Prof.Dr. etiketini kullanıp hukuk analizleri yapmaya soyunuyor, gemi inşa mühendislerimiz ise hem ekonomi, hem hukuk, hem de siyaset sosyolojisi alanındaki dehalarını Türk kamuoyunun dikkatlerine sunuyorlardı.

       Gümrük Birliği’ni destekleyenler bile ikiye ayrılmıştı. Bir gurup işin politik olduğunu savunup, geride kalanları legalistik davranmakla suçlarken, diğer gurup AB’nin bir hukuk düzeni olduğunu ve günlük politika değerlendirmeleri ile Türkiye AB ilişkilerinin bu en hukuki ve kalıcı metninin değerlendirilemeyeceğini dile getiriyordu.

       

ÇİLLER’İN PERFORMANSI ‘HARİKA’

       Hele dönemin Başbakanı Çiller bir harika idi. Lozan’dan sonra en büyük antlaşmayı ben imzaladım edasıyla dolaşırken, imzaladığı şeyin (hoş imza yetkisi de yoktu ama neyse) kapağını dahi okuma yeterliliğini gösteremediği bazı gözlerden kaçmıyordu.

       Sayın Çiller en büyük antlaşmayı ben imzaladım derken, Avrupa Parlamentosu hiç işine düşmediği halde ve doğal olarak yetkisinin haricinde Türkiye ile AT arasındaki Gümrük Birliği’nin son dönemini tesis eden 1/95 sayılı Ortaklık Konseyi kararını onaylayacağım diye tutturuyordu.

       En güzeli ise, Türk iş dünyasının kendisine külfet getiren ve esasen Türkiye’nin 1973 Katma Protokol’ünden kaynaklanan yükümlülüğü niteliğindeki kararın bir hak olduğuna inanarak Avrupa Parlamentosu nezdinde yaptığı lobi girişimiydi.

       

HERKES GÜMRÜK BİRLİĞİ’Nİ ELEŞTİRDİ

       Onayın ardından atılan havai fişeklerin yaktığı arabayı DYP yöneticilerinin tazmin edip etmediklerini bilemiyoruz ama, bütün muhalefet liderlerinin de -Tansu Hanım öyle dediği için - Gümrük Birliği Anlaşması’nı kıyasıya eleştirmeleri de bir diğer güzellik olarak karşımıza çıkmakta gecikmeyecekti. Muhalefetteki genel kanı, iktidara geldikleri takdirde Gümrük Birliği Anlaşmasını yırtıp atacakları doğrultusundaydı.

       Sonra ne oldu? Muhalefette kim var, kim yoksa iktidara geldiler ve o yırtılası anlaşmayı bir türlü yırtıp atamadılar. Neden mi? Aklımıza gelenleri şöyle bir sıralayalım. Bir kere anlaşma diye bir şey yoktu. Eleştirilen belge, yukarıda da kopya verdik, bir daha söyleyelim, bir Ortaklık Konseyi kararıydı; Gümrük Birliği sürecinin başlama tarihi hukuken Katma Protokolün yürürlüğe girdiği 1 Ocak 1973 tarihiydi. Türkiye o tarihte elde ettiği haklarına karşı yükümlülüklerini yerine getirmek zorunda kalmıştı. Gümrük Birliği GATT’a, şimdi ise Dünya Ticaret Örgütüne konsolide edilmiş bir yükümlülüktü. Aklınıza esip de ”ben oynamıyorum” dediğinizde hiç bir siyasi iktidarın göze alamayacağı hukuki ve ekonomik sonuçları olan bir sürecin varlığı sözkonusuydu.

       Peki bu süreçten Türkiye ekonomisi kötü etkilenmedi mi?

       

GÜMRÜK BİRLİĞİ 1970’DE BAŞLADI

       Kuşku yok etkilendi. Ama süreci lütfen 1970’den başlatarak düşünelim. 1970 yılının Kasım ayında Gümrük Birliği asimetrik olarak fiilen başladı.

       Bu tarihlerde yaklaşık 300 milyon dolar seviyesinde olan Türkiye’nin toplam ihracaatı bugünlere gelebildiyse, o günün AET’sinin Türk sanayi ürünlerine karşı tarife engelleri ile tarife dışı engelleri uygulamaması sayesinde gelebildi. 1996’dan sonra yerine getirdiğimiz kendi taahhütlerimizin sonucu ise bugün karşımıza önemli bir dış ticaret açığı olarak çıkıyorsa, dilerseniz bunun nedenlerini de bazı uzmanlık soruları sorarak sizlerin hayal gücüne bırakalım.

       1. Gümrük Birliği’ne giren Türkiye’ye kimse Katma Protokol’un 60. maddesini unut demedi. Konjonktürel olarak büyük dış ticaret açıkları veriliyorsa, makro ekonominin esenliği için askıya alma önlemlerinin varlığını tartışan bir hükümet üyesi duydunuz mu? Yanıtınız evet ise lütfen bana da haber verin.

       2. Gümrük Birliği’ne girerken kimse Türkiye’ye gümrüklerinizi elek haline çevirin demedi. Mevcut aksaklıkları gidermek bir yana, gümrüklerin daha da beter kaçak alanları haline geldiğine dur dememe zihniyetinin altında acaba kimler var?

       3. İhracatın esenlikli halde sürdürülebilmesi için Türk akreditasyon sisteminin çağdaş normlara uygun olarak kurulmasına muhalefet eden zihniyeti acaba koalisyon ortaklarımızdan kim temsil etmektedir?

       4. Türk halkı geleneksel göçebelik saiki ile ucuz kredi bulunca Alman arabalarına hücum ederken; Otomobil üreticilerimiz neden seslerini yükseltmedi? Stand-by’ın özüne tamamen aykırı bu uygulamaya müdahale etmesi gereken BDDK neden geç kuruldu, kurulduktan sonra neredeydi?

       5. Türkiye’ye yapılan toplam ithalat içinde nihai tüketim mallarının oranı nedir? Eğer bu oran düşük ise, Türkiye’nin dış borç için kıvrandığı bir ortamda Türkiye’ye bu kadar mal gönderen AB’liler hafif akli bozukluk sorunu ile mi karşı karşıyalar?

       

ASLINDA HİÇ TARTIŞMADIK

       Evet soruları uzatmak mümkün. Biz Gümrük Birliği’ni aslında hiç tartışmadık. Ne 1970’lerde “Onlar Ortak, Biz Pazar” derken, ne de 1990’lı yılların ikinci yarısında “Gümrük Birliği’ni istemezük” derken.

       2000’li yıllarda da Gümrük Birliği’ni tartışmaya çalışanların da ne yazık ki bir arpa boyu yol katetmediklerini yine saptıyoruz.

       Ekonomik krizin gerekçesi Gümrük Birliği imiş. El insaf. Biraz okusanız... Biraz anlasanız... Biraz popülizmden uzaklaşıp, çağdaş uygulamalarla tanışsanız...

       Boşverin canım. Acilen bir yerli malları haftası düzenleriz, ne ekonomik kriz kalır, ne de AB... Düşündükçe yeni bir kitap yazılmalı demekten kendimi alamıyorum. İsmi de mutlaka “Uzayda yaşayan ülke Türkiye!..” olmalı.

       

BİZE NE REFORMDAN

       Bize ne yapısal reformdan, bize ne şeffaflıktan. İnşallah yeni bir Özal üretir, milletin kara parasını çekerek önümüzdeki on yılda dış borcumuzu ikiye katlar, hala neden 2500 dolarlık ekonominin içinde yaşıyoruz diye kendi kendimize sorarız...

       Aslına bakarsanız, gerçekten yok birbirimizden farkımız... Neden olsun ki?

       

       

       IBS Research AB Mektubu

Ntv

AB ile Gümrük Birliği’ni aslında hiç tartışmadık. Ne 1970’lerde “Onlar Ortak, Biz Pazar” derken, ne de 1990’lı yılların ikinci yarısında. 2000’li yıll...