Trendun: Profesyonel Hizmet Kaynağı ...

Kriz, sistemi dengeye getirme yolu

Güncel Durum : Aktif | Kayıtlı Firma Sayısı : 43
1
Kriz, sistemi dengeye getirme yolu

Kamu Bankaları Yönetim Kurulu Başkanı Vural Akışık, finans sisteminin çok parçalandığını belirterek, “Eğer makroekonomik dengesizlikleri düzenli...


Akışık, şunları söyledi: “25 yıllık uzun bir enflasyon döneminden sonra ve makro istikrarsızlıktan sonra son derece parçalanmış bir finans sistemine geldi Türkiye. Özellikle fırsatçı kazançlar ve bankacılık sistemine kolayca girebilme müsadeleri son derece parçalanmış bir bankacılık sistemini ortaya çıkarmıştır. En büyük bankanın pazar payı yüzde 8’den daha az ve buna ilaveten Türkiye’deki mali sistem son derece sığ. Orana bakacak olursak toplam banka varlıklarının GSMH’ye oranı yüzde 50’den daha azdır.

       Yunanistan, Portekiz ve İrlanda’da bu oran yüzde 150 veya daha üstüdür. Fransa’da yüzde 350, Almanya’da yüzde 450’dir.”

       

DENGESİZLİKLER AZALACAK

       Geleceğe dönük projeksiyonlarda da bulunan Akışık, makroekonomik dengesizliklerin azalacağı ve krizin hafifleyeceği öngörüsünde bulundu.

       “Eğer makroekonomik dengesizlikleri düzenli bir şekilde düzeltemezseniz kriz bu dengesizlikleri dengeye getirme veya azaltma yoludur” diyen Akışık, “Bu kriz bittiğinde Türkiye daha dengeli bir makroekonomik ortama kavuşacak” diye konuştu.

       Akışık, şöyle devam etti: “Şöyle bir varsayımda bulunacak olursak Türkiye’deki politika yapıcıları bu fırsattan yararlanarak, Türkiye’ye, dünyanın diğer bölgelerine daha uygun bir mali ortam getirirlerse daha düşük enflasyonla bir büyüme ortamında olacağız yakın gelecekte.”

       Önümüzdeki 5-6 yıl içinde finans sistemine ilişkin ne gibi gelişmelerin beklendiğine de değinen Akışık, bu dönemde bankaların çok daha fazla destekleneceğini, çünkü istikrarlı bir ortam geleceğini söyledi. Akışık, aynı zamanda önemli miktarda konsolidasyonun da gerçekleşeceğini, faiz ve kar marjlarının daralacağını bildirdi.

       

ÖZ SERMAYENİN ÖNEMİ ARTACAK

       Akışık, şunları kaydetti: “Öz sermaye önemli bir konu olacak. Krizden önce mesela geçen yılın sonunda Türkiye’de toplam bilanço 140 milyar dolardı. Fonda bankalar vardı. 11 milyar dolarlık öz sermaye vardı ve bu 140 milyar dolarlık bilanço için yeterliydi. Ama şimdi Hazine’deki arkadaşlarım bugün söylediler, (yaklaşık 500 milyar dolarlık bir bilanço beklemeliyiz) denildi. 600 milyar dolarlık konsolide bir bilançoda ihtiyaç hiç olmazsa 40 milyar dolar olmalıdır.

       Türkiye 10 milyar dolarlık bir stokla başlıyor diyelim ki bu tam doğru değil. Çünkü son krizlerde zararlar oldu ve marjların daralmasından dolayı Türk finans sistemi önümüzdeki 5-6 yıl içinde 30 milyar dolar üretemeyecektir. 600 milyar dolarlık bir bilanço olacak ise öz sermaye yetersiz olursa, bu durumda finans sistemine yeni girişler beklemeliyiz. Bugün bizim en büyük bankamız yüzde 8 pazar payına sahiptir ve biz konsolidasyondan bahsediyoruz. Geleceğe baktığımızda 6-7 banka kendi aralarında yüzde 85 veya daha fazla söz sahibi olacaktır piyasada.

       Yüzde 85 olacak ise bunların en büyüğü belki yüzde 20 pazar payına, en küçüğü ise belki yüzde 8 paya sahip olacaktır. Bu şu anlama geliyor, bu grubun en küçüğü yüzde olarak daha büyük olacaktır fakat, mutlak değer olarak.

       600 milyar dolarlık bir piyasada yüzde 20 pazar payı 120 milyar dolarlık bilanço anlamına gelir ki bu bugünün toplam finans sistemine eşittir.”

       

KAMU BANKALARI DAHA BİR HANTAL

       Akışık, kamu bankalarında yapıda özel bankalara göreli olarak daha bir hantallık, bir etkin çalışma eksikliği olduğunu belirterek, “Eğer özel bankalarla rekabet edeceksek, etkin bir yapıya kavuşacağız” dedi.

       Akışık, Finans Invest’in düzenlediği “Kriz Sonrası Türkiye” konferansının ardından, basın mensuplarının bankacılık sektörüne ilişkin sorularını yanıtladı.

        Kamu bankalarında çalışanların, daraltacakları şube sistemi nedeniyle çıkarılmasının söz konusu olmadığını belirten Akışık, Ziraat Bankası’nda çalışanların büyük çoğunluğunun ileride de, o bankada yine görev yapacağını söyledi. Akışık, Ziraat, Emlak ya da Halk bankasına dışarıdan birilerinin alınmayacağını, ancak bu bankalar arasında geçişler olabileceğini ifade ederek, “Bugünkü kamu bankalarında çalışanların yüzde 99.5’i yarın da çalışacak olan kişilerden oluşacak” dedi.

       Kamu bankalarının görev zararlarına ilişkin bir soru üzerine de Akışık, sübvansiyonun kötü birşey olmadığını, hesabı bütçe içinde yapılan sübvansiyonların, hükümetlerin önemli politika enstrümanları olduğunu belirterek, Batı dünyasında, yılda tarıma yapılan sübvansiyonun 350 milyar dolar olduğunu bildirdi.

       Akışık, şöyle devam etti:

        “Bu da Türk tarımını, Batı’da endüstriden alınan kaynaklarla sübvanse edilerek etkinliği artırılmış dezavantajlı bir duruma bırakıyor. Bu dezavantajı Türkiye’nin açık bırakması, tarımını böyle bir dezavantaja karşı sürekli açık bırakması kabul edilemez. Türkiye yüzyıllardır tarımda kendine yeterli bir ülkedir, bundan sonra da yeterli olacaktır. “

       

EMLAK BANKASI’NIN DURUMU

       Vural Akışık, Emlak Bankası’nın Halk veya Ziraat’e karşı avantajı ya da dezavantajının ne olduğu konusunda da çalıştıklarını belirterek, “Türkiye’de 5-6 sene sonra sadece 6-7 banka kalacaksa bu büyük bankalar kendi içlerinde birleşecekler. Yani bugünkü bildiğiniz özel sektörün büyük bankaları da kendi içlerinde birleşecekler, güçlerini bir araya getirecekler. Kamudaki bazı bankaların da biraraya gelmeleri, güçlerini birleştirmeleri lazım” diye konuştu.

       Akışık, Emlak Bankası’nı, kamu bankalarının ortak etkinliğini artırmak bakımından ve özel sektöre karşı daha rekabetçi olmak düşüncesiyle diğer ikisiyle birleştirmeyi alternatif olarak düşündüklerini ifade ederek, “Kapatılması anlamında değildir” dedi.

       Emlak Bankası’nın misyonunun gerçek kişilerin konut sahibi olması olduğunu dile getiren Akışık, şözlerini şöyle sürdürdü:

       “Bu bankacılığın yapılması lazım. Bankacılık tarafı yapılırken, konutu yapmak araziyi devalope etmek, bankacılık işi değildir, bunun adına konut geliştirmesi, arazi geliştirmesi ya da müteahhitlik diyoruz. Bunu başka birileri yapacak. Evlerin finanse edilmesi bir bireysel bankacılık işidir. Önümüzde büyüyen Türkiye’de önemli bir iştir. Bu devam edecek ve de, bugünkü kamu bankaları burada iyi bir pozisyondalar, bu işe devam edecekler ama arazinin geliştirilmesi, bina yapmak bir bankacılık işi değildir. Yani konut yapmayacaklar, yapılmış konutları finanse edecekler.”

       

KAMU BANKALARINDAKİ HANTAL YAPI

       Kamu bankalarının görev zararlarının azaltılmasına çalışılmadığını ifade eden Akışık, bu bankalarda “hantal yapı” olduğuna ilişkin bir soruya da, şu karşılığı verdi:

       “Hantal yapı, yeniden yapılanmanın aracıdır. Bundan 10 sene evvel özel bankalar da, çok hantal bir yapıdaydılar. Demekki çok kolaylıkla değişiyor. Ben de son 20 senedir, bu bankaların değişimi içinde bulundum. Burada yapılması gereken bir iş var. Bu iş zannettiğimiz kadar zor bir iş değil. Yani doğrudur. Kamu bankalarında, yapıda, özel bankalara göreli olarak, daha bir hantallık, bir etkin çalışma eksikliği vardır. Eğer, özel bankalarla rekabet edeceksek, etkin bir yapıya kavuşacağız. Muhakkak rekabet etmeliyiz, edecek konuma gelmeliyiz.”

       

KAMU BANKALARININ ÖZELLEŞTİRİLMESİ

       Bir basın mensubunun, “Kamu bankalarının 3 yıl içinde özelleştirilmesi hedefinin gerçekleşeceğine inanıyor musunuz?” sorusuna Akışık, “Kesin inanıyorum. İşim o” yanıtını verdi.

       Akışık, kamu bankalarında özelleştirmenin hangi yollarla olacağına ilişkin bir soruyu yanıtlarken de, bunu saptamak için çok erken olduğunu belirterek, “Çok detaylı çalışmadan, büyüklüklerinden dolayı ve ileride mali sistem ve pazar payında büyük kalacaklarını varsayarak, bir kısmının ilk etapta kamuda kalması lazım. Nedeni, ileride daha değerlenen fiyatta kamu satabilsin diye” şeklinde konuştu.

       İlk etapta yüzde 40’ı kamuda kalacaksa, yüzde 60’ını özelleştirmeleri gerektiğini anlatan Akışık, Bunu 3 senede bitirmeleri halinde, büyük bir başarı olacağını dile getirdi.

       Akışık, devamla şunları şöyledi:

       “Bu yüzde 60’ın içinde yüzde 30’u halka arzedilirse, geriye kalan yüzde 30 da, yüzde 7.5’ten 4 bankacılıkla stratejik ortağa verilirse, direk bankacı olan veya olmayan farklı stratejik ortaklar yönetimde yer alacaklardır. Banka, kendisine hedeflediği ana çizgiyi sürdürecektir. İleri bir aşamada banka daha değer kazanınca, kamu elinde kalan yüzde 40’ı da yine halka arz ve dediğimiz stratejik ortaklara satarak sağlar.”

       Bankanın bir stratejik ilişki içinde, kendi piyasasını sürdüreceğini, geride kaldığı zaman rekabetçi konumunu kaybettiği durumda, söz konusu stratejik ortakların müdahale ederek, yönetim değişiklikleri yapacağını anlatan Akışık, Fransa’da uygulanan bu modelin büyük bankalar için uygun olabileceğini söyledi.

       Akışık, “Ben böyle olacak demiyorum. Nasıl özelleşeceğini ben söylemem. Ben, bankaları özelleşebilecek bir yapıya getireceğim” dedi. Siyasilerin etkisi nedeniyle kamu bankalarından verilen kredilerin nasıl son bulacağına ilişkin soruyu da Akışık, “Bankaların özelleştirilmesiyle olmayacak” yanıtını verdi.

Ntv

Kamu Bankaları Yönetim Kurulu Başkanı Vural Akışık, finans sisteminin çok parçalandığını belirterek, “Eğer makroekonomik dengesizlikleri düzenli...