Trendun: Profesyonel Hizmet Kaynağı ...

Sadede gelelim

Güncel Durum : Aktif | Kayıtlı Firma Sayısı : 630
19
Sadede gelelim

17 Mayıs—  Piyasaların Salı akşamı açıklanan niyet mektubu, para programı ve BDDK aksiyon planına tepkisi çok olumlu oldu. Tabii, bunda piy...


Gerçekten de açıklanan programda piyasaları sevindirecek çok haber var. Son program, ki 18. ci olacak, bir önceki ile büyük benzerlikler taşıyor, ama bu sefer maliye politikaları daha sıkı, para politikası ise daha gevşek tutulacak.

       Ayrıca, açıkça söylenmese de de programın enflasyonla mücadele ayağının yürümesi için en azından yaz ayları boyunca TL’nin daha fazla değer kaybetmesine izin verilmeyecek.

       Ehh, IMF kredisi, Nisan verilerine göre yüzde 24 artan turist sayısı ve daralan dış açık yaz ayları boyunca faizlerin hızla inmesini ve dövize saldırı olmamasını garanti ediyor. Yazın rahatız, peki sonra?

       

GSMH 150, BORÇLAR 120 MİLYAR $

       Bu şeffaflık denen olay güzel bir şey, ama riskleri de yok değil. Mesela, bence niyet mektubunun en önemli kısmı tarihinde ilk defa TC’in tüm yükümlülüklerini kamu oyuna açıklaması. Mektuba göre, sene sonuna kadar kamu borçlarının GSMY’ya oranı yüzde 78’lere varacak.

       Olumluluk dozunu çok kaçırmadan önce, bu basit verinin ne anlama geldiğini çok iyi irdelemek lazım. Benim henüz bir GSMH tahminim yok, ama kıymet verdiğim ikisatçılar 150 milyar dolar gibi bir rakamdan söz ediyorlar. Demek ki, sene sonunda ödenecek borç 120 milyar dolar düzeyine çıkacak. Son günlerde verilere bakmadım ama bu seviye, Türkiye’yi gelişmekte olan ülkeler arasında en çok borcu olanlar arasına koyuyor.

       Bizim gençliğimizde gelişmekte olan bir ülkenin iç borç/GSMH oranı yüzde 25’leri geçti mi, kriz alarmları çalınırdı tüm yatırım bankalarında.

       

45-50 MİLYAR $ BORÇ GEREKLİ

       Konuştuğum ikisatçılar arasında bu borcun ne anlama geldiği konusunda ciddi bir fikir ayrılığı var. Kimi, borcun büyük kısmının kamu bankalarına verilen kağıtlardan oluştuğunu, yüzde 45’inin ise çok uzun vadeli dış borç olduğunu vurgulayarak, borç ödemelerinin ekonomik veya finansal açıdan çok da önemli olmadığını iddia ediyor.

       Özellikle, Sayın Derviş’in açıkladığı borç swapı gerçekleşirse, kısa vadede itfa edilmesi ya da döndürülmesi beklenen borç azalıyor. Ama, nereden baksasız, Türkiye önümüzdeki bir yıl içinde iç veya dış piyasadan 45-50 milyar dolar borçlanmak zorunda. Ayrıca, iç borç sorunu bir sene içinde çözümlenemeyeceğine göre, bir kısmının vadesinin uzun olması bir cevap değil.

       Bu sene olmazsa, seneye başımıza bela olacak. Ayrıca, Hazine’nin hızla vadeyi uzatması laızm, bu da borç yükünü bu seneden gelecek senelere taşıyor, ama sorunu çözmüyor, aksine gelecekte olacak bir krizde bizi çok daha kötü duruma getiriyor. Siz bono yatırımcısı olsanız, bu borçların biriktiğini bile bile uzun vadeli pozisyon alırmısınız?

       

BANKALARIN BİLANÇOSU ZAYIFLADI

       Bu miktarda borcu döndürmekte başka zorluklar da var. Çünkü, Hazine’nin başlıca kreditörü olan Türk bankalarının bilanço yapısı krizlerden sonra çok zayıfladı. Açık pozisyonlar başa bela, ödenmeyen kredilerin toplamda payı yüzde 17’ye varmış, daha da kötüye gitmesinden korkarım.

       Üstelik yeni bankalar kanunu yurt dışından alınan kredilerle bilanço dışında bono taşımayı çok zorlaştırıyor. Bankaların bu zorluklara karşın, iç borcu taşımayı kabullendiklerini varsayalım. Peki özel sektöre kim kredi verecek? Peki, bu yükü kaç reel faizle taşıyacaklar? Ekonomik büyümenin sağlanması nasıl gerçekleşecek?

       

TECRÜBELER ÜMİT VERİCİ DEĞİL

       Zaten, Sayın Derviş’in programını okuduğumuz zaman, borcun sürdürülebilirliği konusunda senaryosunu görüyoruz: Önümüzdeki yıllarda reel faizin yüzde 17, bütçede faiz dışı fazlanın GSMH’nın yüzde 6’sı seviyesinde gerçekleşmesi, ekonomik büyümenin ise yüzde 6 olması lazım.

       Şimdi, son yılların performansına bir bakalım ve bunların ne denli gerçekçi olduğunu anlamaya çalışalım. 1994’den bu yana reel faizler —beklenmeyen devalüasyon veya enflasyon şokları dışında— hiç yüzde 20’nin altına düşmedi. Hatta, ortalaması yüzde 30’lar civarında.

       Yine aynı dönemde, Türkiye ekonomisinin ortalama büyümesi yüzde 4’ün altına düştü. Daha uzun bir dönemi göz önünde bulundurursak, ortalama büyüme yüzde 4.5.

       Üstelik bu büyüme hep beraberinde yüksek enflasyon getirdi. Biz bir yandan büyümeyi canlandırırken, bir yandan da sıkı bir dezenflasyon programı uygulayacağız! En sonunda da 1990’larda hiç bir hükümet uzun süreli olarak yüzde 6’lar civarında faiz dışı fazla üretmeyi beceremedi, çünkü bu Türkiye’de yeni çivi dahi çakılmaması anlamına gelir.

       Özetle, 1990’ların tecrübesi borcun sürdürülebirliği konusunda çok da ümit verici değil.

       

KURTULUŞ YABANCI SERMAYEDE

       Tabii, Sayın Derviş’in senaryosu en kötü senaryo, çünkü IMF yardımı dışında Türkiye’ye ciddi boyutlarda yabancı sermaye gelmeyeceği varsayımı üzerine kurulmuş. Eğer, yabancı yatırımcının güveni sağlanırda, yine programda bahsedildiği gibi senede 5 milyar dolar doğrudan yatırım, bir o kadar da finansal yatırım çekebilirsek, durum çok başka olur.

       Çünkü, bu yatırmlar, hem finansal sistemi genişleterek iç borcun makul faizlerden döndürülmesini kolaylaştırıyor, hem de ekonomiye taze kaynak aktarıyor. Ayrıca, dış yatırım ile beslenen bir büyüme, faizi suni olarak düşük tutarak sağlanan büyümeden daha az enflasyonist.

       Yani, kurtuluş var, adı da, önümüzdeki 2-3 yıl her sene en az 10 milyar dolar yabancı sermaye bulmak. Hatta, bu noktada, Türk yatırımıcısı da yurt dışında veya finansal sistem dışında tuttuğu birikimleri geri getirbilir. Bunların şartını da hepimiz biliyoruz: Ankara’nın kredibilitesini düzenli olarak yükseltmesi.

       Hiç hata yapmaması, reformları hızla Meclis’ten geçirip uygulaması. Bu konuda çok yazdım, artık fikir yürütmeyeceğim, tercihi sizi bırakıyorum: Ankara’nın hakikaten bu köklü değişim hamlesi gerçekleştireceğine inanıyormusunuz? İnanıyorsanız, hodri meydan, yoksa şimdiden bu kışı nasıl çıkartırız, onu düşünmeye başlayın.

Ntv

17 Mayıs—  Piyasaların Salı akşamı açıklanan niyet mektubu, para programı ve BDDK aksiyon planına tepkisi çok olumlu oldu. Tabii, bunda piy...