Trendun: Profesyonel Hizmet Kaynağı ...

Tantan: Devletin ayıbı temizlendi

Güncel Durum : Aktif | Kayıtlı Firma Sayısı : 833
127
Tantan: Devletin ayıbı temizlendi

23 Aralık—  Hayata Dönüş operasyonuyla ilgili olarak İçişleri Bakanlığı’nda verilen brifingde, “10 yıldan beri girilemeyen ve a...























‘Münferit de olsa bazı çevrelerce basın yayın kuruluşlarında güvenlik kuvvetlerine karşı haksız suçlamalar” yapıldığı ifade edilen brifingde, bu suçlamalara “sağduyu sahibi kamuoyunun ve yüce milletin itibar etmemesinin en büyük mutluluk kaynakları olduğu” vurgulandı.





















        Hayata Dönüş operasyonuyla ilgili olarak İçişleri Bakanlığı’nda verilen brifingde, “10 yıldan beri girilemeyen ve aşırı sol terör örgütlerinin eğitim merkezi ve sözde cezaevleri koordinasyon merkezi haline gelen Bayrampaşa Cezaevi de dahil olmak üzere” 20 cezaevinde kontrol ve denetimin sağlandığı kaydedildi. İçişleri Bakanlığı’nda verilen brifigte, 19 Aralık saat 05.00’ten itibaren ölüm orucu ve açlık grevi yapılan 20 cezaevine aynı anda müdahale edildiği belirtilerek, şu bilgiler verildi: Hayata Dönüş” operasyonuyla ilgili olarak İçişleri Bakanlığı’nda düzenlenen brifingde, cezaevlerindeki olaylar, “Adeta dayatma şeklini alan bir başkaldırı hareketi” olarak nitelendirildi.

        Brifingde, cezaevlerine müdahale öncesindeki gelişmeler ayrıntılı olarak açıklandı. Buna göre, 12 Aralık’ta ilgili bakanlık ve kurum yetkililerinin katılımıyla bir değerlendirme toplantısı yapıldıktan sonra, 14 Aralık’ta “hayata dönüş müdahale planı” bakanlıklara gönderildi. Cezaevi Kriz Yönetim Merkezi ise 24 saat esasına göre 15 Aralık’tan itibaren faaliyete geçti.

       Hayata Dönüş operasyonlarıyla ilgili olarak bugün İçişleri Bakanlığı’nda gazetecilere brifing verildi. Brifinge İçişleri Bakanı Sadettin Tantan, İçişleri Bakanlığı Müsteşarı Saim Çotur ve Emniyet Genel Müdürü Turan Genç de katıldı.

        Sunuşun, Jandarma Genel Komutanlığı Asayiş Daire Başkanı Kurmay Albay Ali Aydın tarafından yapıldığı brifingde, açlık grevi ve ölüm orucu olayları; F Tipi cezaevlerine geçişi engellemek “bahanesiyle” gerek cezaevi içinde ve gerekse cezaevi dışında 20 Ekim’de başlayan isteklerle “adeta dayatma şeklini alan bir başkaldırı hareketi” olarak nitelendirildi. Müdahale öncesine kadar 20 cezaevinde 15 bin 227 tutuklu ve hükümlünün mevcut olduğu, bunlardan 1928’inin PKK, 1920’si aşırı sol ve 170’inin de irticai terör örgütü mensubu bulundukları ifade edilen brifingce, genellikle aşırı sol tutukların başlattıkları bu hareketle 48 cezaevinde açlık grevi, 17 cezaevinde ise ölüm orucunun sürdürüldüğünü belirtildi. 19 Aralık itibariyle 48 cezaevinde 1159 tutuklu ve hükümlünün açlık grevinde bulunduğu, bunlardan 596’sının PKK’lı, 563’ünün ise aşırı sol tutuklu ve hükümlüler olduğunu kaydedilen brifingde, cezaevlerinde müdahale öncesine kadar 17 cezaevinde “çoğunluğu örgüt baskısı ve tehdidi ile olmak üzere” 282 tutuklu ve hükümlünün ölüm orucuna devam ettiği bildirildi. Brifingde, bunlardan 34’ünün ölüm orucunun 60’ncı gününde, 39’unun 57’nci günde, 21’inin 56’ncı günde, 17’sinin 54’üncü günde, 13’ünün 52’nci günde olduğu, 158’inin ise 23 gün ve daha az süreyle ölüm orucu sürdürmekte olduğuna işaret edildi.

       

“HAYATA DÖNÜŞ” OPERASYONUNUN HAZIRLANIŞI

        Durum böyleyken, Adalet Bakanlığı, Meclis İnsan Hakları Komisyonu üyeleri ve sivil toplum örgütlerinin, ölüm oruçlarının sona erdirilmesi konusundaki girişimlerinden sonuç alınamadığı ve “büyük umutlarla başlayan görüşmelerin”, tutukluların “kabul edilemez istekleri karşısında kesildiği” belirtilen brifingde; bunun üzerine, ölüm oruçlarına son vermek ve cezaevlerindeki devlet otoritesini yeniden tesis etmek amacıyla 12 Aralık günü ilgili bakanlık ve kurum yetkililerinin katılımıyla bir değerlendirme toplantısı yapıldığı anımsatıldı. Brifingde, 14 Aralık günü, son koordinasyon toplantısı sonucunda hazırlanan “hayata dönüş” müdahale planının ilgili bakanlık ve kuruluşlara gönderildiği, 15 Aralık gününden itibaren de İçişleri Bakanlığı bünyesinde; Adalet, Sağlık ve Dışişleri Bakanlığı temsilcileri ile Jandarma Genel Komutanlığı, Emniyet Genel Müdürlüğü ve MİT Müsteşarlığı temsilcilerinden oluşan Cezaevi Kriz Yönetim Merkezi 24 saat esasına göre faaliyete geçtiği kaydedildi.

       

”HER TÜRLÜ GAYRET”

       Brifigte, 19 Aralık saat 05.00’ten itibaren ölüm orucu ve açlık grevi yapılan 20 cezaevine aynı anda müdahale edildiği belirtilerek, şu bilgiler verildi: “Müdahale esnasında, hiçbir hükümlü ve tutuklunun zarar görmemesi için her türlü gayretin gösterilmesi ve silah kullanılmamasına rağmen, özellikle Ümraniye, Bayrampaşa ve Çanakkale cezaevlerinde, tutuklu ve hükümlüler tarafından güvenlik kuvvetlerine karşı karşı kalaşnikof piyade tüfeği, av tüfeği, tabanca, el bombası ve el yapımı boru tipi bomba kullanılmıştır. İsyancı teröristler bu silahları teslim olmak isteyen arkadaşlarına karşı kullanmaktan da kaçınmamışlardır. Bu konudaki tüm gerçekler otopsilerde ortaya çıkarılarak, bağımsız yargıya, kamuoyuna, basına ve yüce halkımıza açıklanacaktır. Çünkü güvenlik kuvvetleri bu konuda aldıkları özel eğitim ve sahip oldukları en son teknoloji ve malzeme ile direnişçileri her zaman bir insan olarak görmüş, kendilerine en küçük bir zarar gelmemesi için eğitim ve tedbirlerini günlerce her cezaevinin özel hazırlanmış maketleri üzerinde titizlikle sürdürülmüştür. Bu kapsamda büyük bir operasyonun, 20 ayrı yerde aynı anda büyük bir gizlilik ve koordinasyon içinde başlatılarak, asgari zayiatla 3.5 gün gibi kısa bir sürede tamamlanması, güvenlik kuvvetlerinin eğitim seviyesinin, ulaştığı teknik seviyenin, insan sevgisinin, hukuka ve insan haklarına olan yüksek inancının ve bağlılığının en büyük kanıtıdır. Biz güvenlik birimlerimizi bir güç olarak değil, halkımızın ve yasalarımızın emrinde bir hizmet ve görev sektörü olarak görüyoruz. Harekatın isminin hayata dönüş olması da bu konseptten kaynaklanmaktadır.”

        Durum böyleyken, “münferit de olsa bazı çevrelerce basın yayın kuruluşlarında güvenlik kuvvetlerine karşı haksız suçlamalar” yapıldığı ifade edilen brifingde, bu suçlamalara “sağduyu sahibi kamuoyunun ve yüce milletin itibar etmemesinin en büyük mutluluk kaynakları olduğu” vurgulandı.

       

TELEFONLA TALİMAT VE BELÇİKA BÜROSUNA BİLGİ AKTARIMI

       Brifingde, 19 Aralık günü saat 05.30 sıralarında Bayrampaşa Cezaevi’nden Bartın Cezaevi’nde bulunan aşırı sol terör örgütü hükümlü ve tutuklular arasında yapıldığı tespit edilen telefon görüşmesinde, “Birisi kendisini yaksın ve düşmana teslim edin” talimatı verildiği kaydedildi. Brifingde, “Yine saat 08.30’da Ümraniye Cezaevi’nden terör örgütünün Belçika bürosu ile yapılan telefon görüşmesinde müdahale ile ilgili bilgi aktarıldığı tespit edilmiştir” denildi. Brifingde daha sonra şunlar kaydedildi: “Müdahale edilen 20 cezaevinden; saat 09.00’a kadar 11’inde, ilk gün itibariyle de; 10 yıldan beri girilemeyen ve aşırı sol terör örgütlerinin eğitim merkezi ve sözde cezaevleri koordinasyon merkezi haline gelen Bayrampaşa Cezaevi de dahil 18 cezaevinde kontrol ve denetim sağlanmıştır. Üçüncü gün ise Çanakkale dahil 19 cezaevinde kontrol ve denetim sağlanmıştır. Ümraniye Cezaevi’nde ise müdahale 4’üncü gün saat 16.00’da tamamlanmıştır. 4’üncü gün sonunda açlık grevinde olan 802 ve ölüm orucunu sürdüren 282 hükümlü ve tutuklu kurtarılmıştır.”

       

TERÖR ÖRGÜTÜ TKP (ML) HAKKINDA DA DETAYLI BİLGİ

       Brifingde, DHKP/C’den sonra terör örgütü TKP(ML) hakkında da detaylı bilgi verildi. İstanbul’da en son çevik kuvvet otobüsüne yönelik yapılan silahlı saldırı eylemiyle kamuoyu gündemine gelen TKP(ML)’nin 1972 yılında Tunceli merkezli kırsal alan ağırlıklı olarak kurulan yıkıcı bir terör örgütü olduğu belirtilen brifingde, şöyle denildi: “TKP(ML) örgütü faaliyetlerini çoğunlukla silahlı kanadı TİKKO ve gençlik örgütlenmesi TMLGB ‘Türkiye Marksist Leninist Gençlik Birliği’ yapılanmaları ile yürütmektedir. TİKKO kırsal alanlarda güvenlik güçlerine yönelik silahlı saldırı, pusu kurma ve yol kesme türünden eylemler gerçekleştirmiştir. TMLGB ise şehir merkezlerindeki bombalı saldırı ve molotof kokteyli atma eylemlerine ağırlık vermektedir. Kırsal alan faaliyetleri kapsamında örgütün drijan, militan ve sempatizan düzeyindeki kadrosunun büyük bir kısmı Tunceli bölgesinde faaliyet göstermektedir. Örgütün aynı bölgede faaliyet gösteren PKK mensupları ile zaman zaman dayanışma içerisine girdiği tespit edilmiştir. Son zamanlarda özellikle Tunceli bölgesini lojistik açıdan güçlendirmeyi hedefleyen örgüt, bölgede güvenlik güçlerine karşı silahlı saldırı eylemleri ile kendini göstermektedir. Karadeniz kırsalında saklanma ve gizlenme faaliyetleri yürüten az sayıdaki örgüt mensupları ise arada bir riskli olmayan hedeflere yönelerek silahlı saldırı, kamuya ait araçların yakılması ve halkı sindirmeye matuf eylemler gerçekleştirmektedir. Ancak, grubun bölgedeki hareket kabiliyeti yürütülen etkili operasyonel çalışmalar ile kısıtlanmıştır.”

       

ÖRGÜT KENDİ MENSUBUNA BİLE ŞİDDET UYGULUYOR

       Güvenlik kuvvetlerince şehirlerde yürütülen operasyonlarla örgütün metropol merkezli faaliyetleri ve kırsal bağlantılı kurye faaliyetlerinin sekteye uğratıldığı ifade edilerek, “Örgüt, kendi içerisindeki mensuplarına karşı bile şiddet hareketlerini uygulayan bir yapıdadır. Bu anlamda, örgüt içi infazlar ile çözülmelere engel olmaya çalışan örgüt, son yıllarda cezaevlerindeki infazları da dahil olmak üzere toplam 21 mensubunu öldürmüştür” denildi.

        Örgütün kırsal kadrolarının zayıfladığı, şehirlerdeki yapılanmalarına yönelik gerçekleştirilen operasyonlarla, faaliyetlerinde önemli düşüşler olduğu ve başta DHKP/C olmak üzere diğer terör örgütleriyle işbirliği ve dayanışma arayışları içine girdiği kaydedildi. TKP(ML) örgütü tarafından Çankırı Valisi’ne 1999 yılında yapılan bombalı saldırı sonucunda 3 polis memurunun öldüğü hatırlatılarak, F Tipi cezaevlerini bahane ederek İstanbul’da Çevik Kuvvet aracına yönelik silahlı saldırı eylemi gerçekleştirildiği ifade edildi. Brifingde, “Örgüt, şehirlerdeki bu eylemleriyle halk nezdinde terörün arttığı izlenimi vererek bir kaos ortamı yaratmayı ve ülkenin istikrarını bozmayı hedeflemektedir” denildi. Bu örgüt için yurtdışının da önemine değinilerek, elebaşlarının barınma yeri olarak kullanıldığı belirtildi. Yurtdışının örgüt için örgütsel faaliyetleri için finansal destek alanı, örgütün yönetim yeri ve stratejilerin belirlenmesinde üs olarak kullanıldığı ayrıca örgütsel faaliyetlere teknik ve lojistik destek anlamı da taşıdığı anlatıldı. Örgütün faaliyetlerini illegalitenin dışında bazı paravan kuruluş ve örgüt paralelindeki yayın organlarıyla da sürdürüldüğü kaydedilerek, Tohum kültür Merkezi, Demokratik Haklar Platformu, Yeni Demokratik Sendikal Birlik, Anadolu Halkları Kültür Merkezi’nin bunlardan bazılarının olduğu bildirildi.

       

YIKICI ÖRGÜTLER VE CEZAEVİ

        Brifingin “Yıkıcı Örgütler ve Cezaevleri” konulu bölümünde de, bu örgütlere karşı yürütülen operasyonlarda özellikle drijan ve militan düzeydeki birçok mensubunun yakalanarak cezaevlerine konulduğu kaydedildi. Örgütsel faaliyetlerin yürütülmesi ve yeni örgüt mensuplarının eğitilmesi gibi konularda büyük ölçüde sıkıntıya düşen örgütün bu sıkıntısını cezaevlerindeki mensuplarından faydalanma oluna giderek çözmeye çalıştığı anlatılarak, şöyle denildi: “Terör örgütlerinin cezaevlerinden yönlendirilmesini engellemeye ilişkin alınan önlemlere karşı tepki gösteren mahkum ve hükümlüler, her fırsatta cezaevlerinde olay çıkarmış, genelde işgal, barikat kurma, rehin alma, sayım vermeme, isyan, açlık grevi, ölüm orucu ve kendini yakma eylemleri gerçekleştirmişlerdir. Olası müdahalelere karşı her dönemde hazırlık olan terör örgütleri, bu hazırlıklarını fert fert görevlendirme yapmak suretiyle organize hale getirmiş, örgüt mensuplarından el yazıları ve imzalarıyla görevlerini anlatan belgeler almışlardır.

       

TUTUKLU VE HÜKÜMLÜLER ISLAH EDİLECEK

       Örgütün cezaevlerini, ‘silahlı faaliyetlerin yönlendirilmesi ve eylem talimatlarının verilmesi’ hususunda etkin hale getirmesi, güvenlik güçlerinin örgütü tamamen bitirme amacına matuf operasyonlarının etkilerini zayıflatmıştır.” F Tipi cezaevleri uygulamasının terörün ülke gündeminden tamamen atılması doğrultusunda önemli bir aşama olduğu ifade edilerek, “F Tipi cezaevi uygulaması neticesinde; tutuklu ve hükümlülerin örgüt ile olan bağları kopartılarak, ıslah edilmeleri sağlanacak. Cezaevleri merkezli sürdüren silahlı ve silahsız eylemlerin bir bölümü engellenecektir. Cezaevlerinde tesis edilecek devlet otoritesi ve hakimiyeti sayesinde, kamuoyunun bu yöndeki beklentilerine de cevap verilmiş olacaktır” denildi.

        Brifingin son bölümünde ise Hayata Dönüş Operasyonu sırasında jandarma tarafından çekilen görüntüler eşliğinde, olaylara karışan tutuklu ve hükümlülerin pişmanlıklarına, güvenlik güçlerine yönelik hakaretlere ve yapılan telefon konuşmalarına yer verildi.

       

“TERÖR ÖRGÜTÜNÜN VAHŞETİ TARİF EDİLMEZ BİR BOYUTTA”

       İçişleri Bakanı Sadettin Tantan, “Hayata Dönüş Operasyonu”nu değerlendirirken, “Devletin ayıbını bu operasyon temizlemiş oldu” dedi. Tantan, İçişleri Bakanlığı’nda “Hayata Dönüş Operasyonu” ile ilgili verilen brifingin ardından, gazetecilerin sorularını yanıtladı. Bakan Tantan, bir gazetecinin brifingdeki “10 yıldır Türkiye’de cezaevlerine girilemiyor” ifadelerini hatırlatarak, “Bu gerçekten bir itiraf mıdır?” şeklindeki sorusu üzerine, şöyle konuştu: “Devletin ayıbını bu operasyon temizlemiş oldu. Bu ayıbın mimarlarını ve aktörlerini halkımız bu operasyonla tanıma fırsatı elde etmiş oldu. Bu sistemin mimar ve aktörleri, basında kendi gerçeklerini anlatarak bu yozlaşmışlığın, kanunsuzluğun nasıl gerçekleştiğini de kendi anlatım ve ifadelerinde halkımızın bilgisine sundular. Bu bakımdan bu operasyon son derece faydalı oldu.” Kanun ve düzenin hakimi olmadığı bir ülkede devletin varlığından söz edilemeyeceğini belirten Tantan, hukuk devletinin, hukukun kuralları içerisinde işlediğini kaydetti.

        “Yıllardan beri süren bu kanunsuzluğun getirmiş olduğu vahşetin sorumlularını yüce milletimiz kendi vicdanlarında yargılayacaktır” diye devam eden Tantan, terör örgütünün ekonomik ve insan açısından reklamının yapılması ile geliştiğini, bunun da çok sayıda gencin kanına malolduğunu vurguladı.

       

“LİDERLER AVRUPA’DA LÜKS İÇİNDE”

       Tantan, törer örgütünün liderlerinin Avrupa’da çok lüks hayat yaşadıklarını, yoksulluk ve kanunsuzluk ortamlarında taban bulma hareketinin de artık giderek yok olmasını dilediklerini bildirdi. Terör örgütünün vahşetinin tarif edilmez bir boyutta olduğunu ifade eden Tantan, bu vahşeti gören, kaynak temin eden tabandaki gençlerin bu terör örgütünden süratle uzaklaşmasını ümit ettiklerini söyledi. Tantan, şunları kaydetti: “Eğer cezaevleri devletin kanun ve hakimiyeti içerisinde olmuş olsaydı, güvenlik güçleri tarafından yakalanarak cezaevine konulmuş, ilk defa suç işlemiş olan terör örgütü militanlarının belki de içeride bu örgütün eğitimi, kıskacı ve tehdidi altında olmaksızın yeniden hayata dönmesi sağlanmış olacaktı. O zaman şunu sormak lazım: (Yıllarca niçin beklenildi ve bu gençlerin cezaevlerinde bu şekilde eğitilmesine göz yumuldu.) Bunu da halkımızın takdirine sunuyoruz.”

       

“BURADA DA İŞTE DEVLETİN ACZİNİ GÖRÜYORUZ”

       İçişleri Bakanı Sadettin Tantan, “cezaevi içerisine girişi kontrol altına alamayan yönetimin”, cep telefonlarıyla görüşmeleri engellemek için “büyük masraf” yaparak “elektronik sistem kurduğunu” ancak mahkumların bu sistemi de “bir başka şekilde deldiğini” belirterek, “Burada da işte devletin aczini görüyoruz” dedi. İçişleri Bakanı Sadettin Tantan, Hayata Dönüş Operasyonu ile ilgili olarak verilen brifingin ardından gazetecilerin sorularını yanıtladı. Bir gazetecinin, “Cezaevlerinin yönetim anlayışında bir değişiklik yapılacak mı? F tipi buna çözüm olacak mı?” şeklindeki sorusu üzerine Tantan, F tipi cezaevlerinin yasa hükmü gereğince kurulduğunu hatırlattı. Terörle Mücadele Yasası’nın 16’ncı maddesi ve 4422 sayılı yasanın 13’üncü maddesi uyarınca, gerek terör suçlularının, gerekse organize suç faillerinin bu cezaevlerinde cezalarını çekmesi gerektiğini vurgulayan Tantan, bunun getirilmesinin amacının “terör suçlularının cezaevlerini bir karargah gibi kullanmasını önlemek, orada eğitimlerinin önüne geçmek, militan kadrolarıyla irtibatlarını kesmek” olduğunu bildirdi. Tantan, şöyle devam etti:

        “Cezaevi yönetimi bugünkü meri mevzuata bakıldığında Adalet Bakanlığı’nın denetiminde ve yönetimindedir. İçişleri Bakanlığı’nın görevi, sadece dış korumayla ilgili Jandarma Genel Komutanlığı’na verilmiştir. Bu mevzuat değişmediği sürece de böyle devam edecektir. Burada iki başlılık yoktur. Cezaevindeki sorumlu, cezaevi müdürü ve cumhuriyet savcısıdır. Cumhuriyet savcısının isteği olmadığı sürece, jandarma teşkilatı cezaevinden içeri giremez. Cezaevinde hiçbir harekette bulunamaz. Tamamen cumhuriyet savcısının emir ve direktifi içerisinde hareket etmek durumundadır. Eğer önümüzdeki günlerde Adalet Bakanlığımız bu konuda yapısal bir değişiklik yapmayacaksa bu böyle devam edecek anlamındadır. Belki önümüzdeki günlerde Adalet Bakanlığımız bu konuda bir çalışma yapacaktır diye düşünüyorum. Ancak ülkemizde bir gerçek var ki, temel olarak kabul edilen Türk Ceza Kanunu, Ceza Muhakemeleri Usul Yasası, TBMM’den yeniden geçmediği sürece ve özellikle de infaz yasası değiştirilmediği sürece terör örgütleriyle ve diğer adli suçlularla gerekse organize suç failleriyle mücadele etmek mümkün değildir.”

        Suç işleyenlerin, işlemiş oldukları suçların cezasını, mahkemelerin vermiş olduğu süre içerisinde çekmelerini ve tekrar topluma kazandırılmalarını sağlayacak bir sistemin getirilmesinin gerektiğini vurgulayan Tantan, “İnfaz Yasası’nda hiçbir ülkede olmayan bir sistem uygulanmakta ve suçların büyük bir bölümü infaz kapsamı içerisinde indirilerek adeta suç işleyenlere yeni bir suç işleme imkanı sağlanmaktadır. Bu çirkinliğin de süratle ortadan kalkması gerekmektedir” diye konuştu.

       

TELEFON GÖRÜŞMELERİNDE “DEVLETİN ACZİ”

        Bir gazetecinin, “Bayrampaşa Cezaevi’nde cep telefonuyla konuşulmasını engelleyen bir sistem yapıldığı söylenmişti. Buna rağmen cezaevlerinden nasıl telefonla konuşuldu?” ve “Örgüt yöneticilerinin ‘feda eylemini bitirin’ talimatı mı, yoksa güvenlik güçlerinin sabırlı tutumu mu ölü sayısını arttırmadı?” sorularını yöneltmesi üzerine de Tantan, şunları söyledi: “Bildiğiniz gibi cezaevinden telefonla görüşülmemesi konusunda bir sistem kurulmuştu. O sistemi de içerideki mahkumlar cezaevi civarındaki evlerden istifade etmek suretiyle, oraya kurdukları sistemle telefon görüşmelerini sağladılar. Burada da işte devletin aczini görüyoruz. Cezaevi içerisine girişi kontrol altına alamayan yönetim, çok büyük bir masraf etmek suretiyle görüşememesi için bir elektronik sistem kuruyor fakat o sistemi mahkumlar da bir başka şekilde deliyor. Bugünkü çağdaş ve teknolojik sistemde cezaevlerinin yönetilmesi için gerek içte gerekse dış koruma noktasında son derece gelişmiş teknolojiler var. Ümit ediyorum ki, bu teknolojiler bu cezaevi sistemi içerisinde kullanıma sokulduğunda fazla personele de gerek kalmayacak. Mahkumlarla içerideki görevliler arasındaki sıkıntıları da ortadan kaldıracaktır diye düşünüyorum.”

       

Ntv

23 Aralık—  Hayata Dönüş operasyonuyla ilgili olarak İçişleri Bakanlığı’nda verilen brifingde, “10 yıldan beri girilemeyen ve a...